Sinop Türk İdaresi Dönemi

23 Nisan 2009 Yorum Yok
Sinop Türk İdaresi Dönemi

’un Fethi ve Selçuklular Dönemi

Sinop Türk İdaresi Dönemi Türklerin Anadolu’ya girdikten sonra ilgilendikleri yerler arasında Paflagonya ve civarı da vardır. 1085 yılında Süleymanşah’ın komutanlarından Karatekin’in ’u Bizanslılardan aldığından bahsedilir. Ertesi yıl Bizanslılar, ’u kurtarmak için Konstantin Dalassenos komutasında bir donanma gönderdiler. Bu sırada İzmir Bey’i Çaka’nın Bizans topraklarına karşı giriştiği saldırılar sırasında Bizanslı komutan Nikephoros’un yenilgiye uğraması Bizanslıları zor durumda bıraktığından Konstantin Dalassenos’u geri çağırdılar. Pekar bu sırada Bizanslıların ’a tekrar sahip çıkmaları Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki siyasi çekişmeler yüzünden olmuştur.

1176 Miryokephalon zaferinden sonra Türklerin Bizanslıları Anadolu’nun büyük bir kısmından atabildikleri anlaşılmaktadır. İbn-î Bibi’deki kayıtlardan anlaşıldığına göre Paflagonya bölgesinin fatihleri, başarılarına karşılık olarak Selçuklu Sultanları tarafından ikta olarak verilen Kastamonu yöresinin sahipleri ve Bizanslılara karşı yürütülen mücadelenin lideri olan Çoban ailesidir. Güçlü bir yönetimle Selçuklular’ın sonuna kadar Kastamonu ve civarını elinde tutan bu aile ile ’un birkaç kez Türkler tarafından fethedilmesi arasında ilişkiler vardır.

’un Bizans yönetiminde bulunduğu sıralarda Kırım’a gitmek isteyen Selçuklu tacirleri burada gemiye binmek suretiyle Limanı’ndan faydalanıyorlardı. IV. Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, 1204 de İstanbul’u ele geçirip bir Latin Devleti kurunca İmparatorun damadı Theodoros Lascaris’in kurduğu İznik Bizans Devleti ve yine Komnenos hanedanından Aleksios ve David Komnenos kardeşlerin Trabzon’da kurdukları Trabzon Rum Devleti oluştu. Bu üçe bölünmüş Bizans mirası karşısında Anadolu’yu Selçuklu Devleti ikinci planda bir kara devleti haline geliyordu. Oysa Anadolu Selçuklularının Kırım ticaretini geliştirebilmeleri ve Karadeniz’de Hıristiyan güçlerine karşı koyabilmeleri için gibi ticari ve askeri bir limana ihtiyaçları vardı. Bu sırada David Komnenos, kıyı şeridi boyunca ilerleyerek ve Ereğli’yi aldı. İznik devleti ile çatışmaya girdi. Bu durumda Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile anlaşan Laskarisler, David Komnenos’u geri çekilmeye zorladılar. Fakat kendi güvenliklerini düşünen Selçuklular, Karadeniz’de üçüncü bir güç olarak ortaya çıkmak isteyince gözlerini ilk olarak ’a diktiler. Kardeşiyle olan taht kavgasını halleden I. İzzeddin Keykavus, o sırada Trabzon Rum İmparatoru I. Aleksios Komnenos’un Canik tekfuru Kir Aleksi tarafından idare edilen ve yöre halkına çeşitli zulüm ve yağmalar yapan bu valinin idaresindeki ’a yürüdü.

Şehrin zaptının zor olduğu bilindiğinden muhasaraya ve ablukaya karar verildi ve sultan, vilayet beylerini savaşa çağırdı. Olaydan habersiz olan Kir Aleksi bu sırada dışında avlanıyordu. Ordudan çıkarılan bir müfrezenin Kir Aleksi’yi yakalayıp sultanın önüne çıkartması olayları hızla geliştirdi.

Kalenin önüne getirilen tekfura karşılık şehrin teslim edilmeyeceğini söyleyen ’luların daha sonra fikirlerini değiştirerek şehri kansız olarak Selçuklulara bırakmaları bir sürpriz olmuştur. Bu olaydan sonra yapılan anlaşmayla Aleksi yıllık vergiye bağlandı ve adamlarıyla birlikte Canik’e gönderildi. (1214) Şehirde kalmak isteyenler serbest bırakıldı. Şehir tekrar düzenlendi, Kiliseler Camiye çevrildi. Bir medrese yapıldı, kale tamir edildi, tapu defterleri düzenlendi. Şehre Çepni oymaklarından boylar yerleştirildi. Sultan sefere katılan beylerden Simre Valisi Bedrüddin Ebu Bekir’i Valisi ve komutanı olarak bıraktıktan sonra Sivas’a döndü. İbn Said el Magribi, Limanı’nda Konya Sultanına ait donanmanın bulunduğunu, çam ormanlarıyla kaplı Kastamonu ve Amasya dağlarından kesilen kerestenin su yolu ile Darüs Sın’a’sında (tersane) gemi inşaası için nakledildiğini belirtir. Kısa sürede oluşturulan bu donanma ile fethin ardından Soğdak seferi yapılır. Soğdak ve civarına Ruslar egemen olmuşlardı. Ruslar bu bölgede Selçuklu korumasını kabul etmişlerdi. Soğdak’a bir Türk Garnizonu yerleştirilerek camii yapıldı.(1225) ’tan yapılan bu sefer ’un üs olarak o dönemdeki gücünü gösterir.

Pervaneoğulları Dönemi

1243 Kösedağı yenilgisinden sonra Moğol kontrolüne giren ve hızla zayıflayan Anadolu Selçuklu hakimiyetinin bu durumu karşısında Trabzon Rumlarının ’u 1259′da tekrar işgal ettikleri anlaşılmaktadır. Moğollara karşı izlediği bağlılık politikası sayesinde devlete hakim olan Pervane Müinüddin Süleyman 1259′dan beri Trabzon Rum yönetiminin elinde bulunan ’un geri alınması isteğini yasallaştırmıştır. Bu durumda kısa sürede Selçuklular’ın eline düşen şehirde kilise olarak kullanılmakta olan Cami-i Kebir tekrar camiye dönüştürüldü. Pervane olayı kutlamak için bunun yanına bir medrese yaptırdı. Şehrin düşmesi 1262 yılının yaz aylarına rastlar. Pervaneoğulları yönetiminde Karamanoğulları 1276′da Konya üzerine yürüdükleri zaman Rumlar, yine fırsat bilerek asker ve silah dolu gemilerle ’a hücum edince sahil kumanda Tayboğa liderliğindeki Çepni oymakları saldırıyı püskürtmüşlerdir. Selçuklu Devleti’nin sonlarına doğru ise Kırım’da bulunan II. İzzeddin Keykavus’un oğlu Rükneddin Geyûmers’in bir ara valisi olarak görünmesi, Pervaneoğulları hakimiyetinin bir beylik kuvvetinde olmadığını düşündürür. Pervane’nin idamından sonra ’ta bulunan oğlu Muinüddün Mehmed, yöreye hakim olmuş 1297 yılında ölümüne kadar çevresine zalim davranmıştır. Mehmed’in ölümünden sonra yerine Müinüdden Süleyman Pervane’nin diğer oğlu Ali’nin oğlu Mühezzübiddin Mesud geçmiştir.

Mesud zamanındaki en önemli olay ’ta Cenevizlilerin bir konsolosluklarının açılmış olmasıdır. Bu sırada bir Ceneviz donanmasının ’a baskın yaparak Mesud’u kaçırması ve fidye karşılığında serbest bırakması Cenevizliler ve Türkler arasında Karadeniz ticareti konusunda rekabet yaşandığını gösterir. Bu devirde Anadolu’dan geçmesi gereken ticaret yolunun boğazlara aktarılması ve Samsun Limanlarının ticaretine büyük zarar vermiştir ve Gazi Çelebi’nin XIV. Yüzyılın başlarında Cenevizlilere karşı korsanlığa girişmesinin başlıca nedeni olmuştur. Gazi Çelebi’nin babası Mesud’un son Selçuklu Sultanı mı? Yoksa Pervaneoğlu Mesud mu olduğu fikri tartışma konusu olmakla birlikte bu kişinin Pervaneoğlu olduğu kabul edilmiştir.

Gazi Çelebi’nin erkek evladı olmadığından ölümünde kızı bir süre babasının yönetimini ele almış, hatta bu yüzden ’a bir ara “hatun ili” denmiştir. O sırada Kastamonu’da Candaroğlu Süleyman Trabzon Rumlarının şehri işgal edeceği gerekçesiyle ’u Candaroğlu beyliğine katmıştır. (1323) Buraya vali olarak oğlu I. İbrahim Bey’i göndermiştir.

Pervaneoğulları Beyliği

Anadolu Selçuklulari’nin dagilmasi sirasinda ’ta Pervâne Muineddin Süleyman’in oglu Mehmet tarafindan kurulan beyligin adidir.

, 1214′te Trabzon Rum Imparatorlugu’ndan alinmis önemli bir deniz üssü ve ticaret iskelesi idi. Anadolu Selçuklulari’nin iç karisikliklari sirasinda Trabzon Rum Imparatoru tarafindan geri alinmis ve kendi topraklarina dahil edilmistir (1259). Pervâne, Ilhanli hükümdari Abaka Han’dan izin alarak ’u ele geçirmek için faaliyete giristi. Yaklasik bir yil karadan denizden kusattigi sehri 1266′da zaptetti. Böylece Selçuklular’in Karadeniz’deki ticaret kapisi olan , Muineddin Süleyman’a ikta olarak verilmis ve yine onun istegi üzerine kendisine temlik edilmistir.

’un fethi ve Pervane’ye temlik edilmesi, Sultan Rükneddin Kiliç Arslan ile onun arasinin açilmasina sebep oldu. 1266′da Selçuklu sultaninin Pervane’nin Mogollar tarafindan tahrikiyle öldürülmesinden sonra, Selçuklu Devleti’nin idaresinde Pervane’ye ortak kalmadi. Selçuklu Devleti’nde nâibu’s-sultan olan Pervâne, devamli bir sekilde merkezde bulundugundan bizzat ’ta ikamet edememekteydi. Bu sebeple oglu Muinüddin Mehmed’i malikanesi olan ’a gönderdi. Pervane Süleyman, 1277′de Ilhanli hükümdari Abaka Han tarafindan öldürülünce oglu Mehmed istiklâlini ilan ederek ’ta Pervaneogullari adi ile kisa süre devam den beyligi kurmus oldu.

Muinüddin Mehmed yaklasik yirmi yil beyligin idaresini elinde tuttu.

Muinüddin Mehmed, Mogollar ile iyi geçinmek zorunda kaldi ve onlarin verdigi devlet islerinde görev yapti. Bu sirada halki agir vergilerle ezen Mehmet Bey, Mogollar’a karsi bir hareketin hazirliklari içindeyken hastalanarak öldü. Bundan sonra beyligin idaresi Pervane Süleyman’in torunu Mühezzibüddin Mesud tarafindan yürütüldü. Mesud Bey, Mogollar’la iyi iliskilerde bulunarak herhangi bir tehlikenin gelmesini önledi. Ayrica devletin sinirlarini genisleterek Bafra ve Samsun’u ele geçirdi. Mesud Bey, ’ta ticarî koloni bulunduran Cenevizliler tarafindan ticarî bir anlasmazlik sebebiyle ani bir baskinla esir edilerek Ceneviz müstemlekesi olan Kefe’ye götürüldü. Ancak çok agir bir fidye ödemek suretiyle tekrar ’a döndü (1298). Bundan iki sene sonra vefat eden Mesud Bey’in yerine oglu Gazi Çelebi, emiri oldu (1300). Donanmaya önem veren Gazi Çelebi, önce Trabzon Rum Imparatoru ile anlasarak Kirim ve Kefe taraflarina sefer düzenledi ve bir Ceneviz donanmasini Kefe yakinlarinda maglup etti (1313). Daha sonra da Trabzon’a karsi hücuma geçti (1319). Cenevizliler’in 1322′de ’a karsi giristikleri saldiriyi basariyla püskürttü. Gazi Çelebi’nin erkek evladi olmadigi için Kastamonu beyi olan Candaroglu Süleyman Pasa’nin hakimiyetini tanidi. 1322′de vefati üzerine bir ara kizi ’ta beylik etmis ve bu sebeple ’a Hatuneli adi da verilmistir. Daha sonra Candaroglu Süleyman Pasa tarafindan ilhak edildi. Böylece Pervaneogullari Beyligi, Candarogullari Beyligi’nin topraklarina katildi.

’ta Pervane Süeyman tarafindan 666 (1267-1268)da yaptirilan Ulu Cami en önemli mabedler arasindadir. Yine Pervane Süleyman Medresesi ve Pervane türbesi, Pervaneogullari Beyligi devrinden kalma mimarî eserlerdir.

Candaroğlu-İsfendiyaroğulları Beyliği Dönemi

’un Osmanlılara kadar tarihi tamamen Candaroğlu Beyliği’nin gelişimi içinde kaldığından bu beyliğin tarihine ve olaylarına bakmak gerekir. Selçuklu hanedanının taht kavgalarına karşı İlhanlı hükümdarı Geyhatu’nun Anadolu’ya gönderdiği yardımcı kuvvetler arasında Şemseddin Yaman Candar komutasında bir kuvvetin olduğu ve mücadeledeki hizmetine karşılık olarak Geyhatu tarafından kendisine Osmanlı tahrir defterlerinde Eflagunlu şeklinde geçen Eflani’nin verilmiş olduğu kaydedilmektedir. Ölümünden sonra oğlu Süleyman Bey Eflani’de beyliğin başına geçmiş, Kastamonu ve Safranbolu’yu alarak hakimiyetini genişletmiştir. Bu arada beyliğin merkezini Kastamonu’ya nakletmiştir.

1323 yılında ’u da topraklarına katan Süleyman Bey şehrin yönetimini oğlu İbrahim Bey’e vermiştir. ’un alınmasıyla Candaroğlu Beyliği Karadeniz’de Ceneviz ticaretine rakip olarak çıkmıştır. 1341′de Süleyman Bey’in yerine tahta oturan oğlu I. İbrahim Bey hakkında eldeki tek belge, h.742/1341 tarihli ’ta kendisi tarafından yaptırılan camiinin kitabesidir. İbrahim Bey zamanında Candaroğlu donanması düşmanlara karşı gelebilecek güçtedir. İbrahim Bey’den sonra iktidara Yakub Bey’in geçtiği hakkında bilgiler varsa da kaynaklar açık bir bilgi vermezler.

H.747/1346-1361 tarihleri arasında hüküm sürdüğü sanılan Adil Bey’in beylikte kaldığı süre kesinlik kazanmamıştır. Venediklilerin iki müşavirle ve oniki üyeli meclis yardımıyla bir konsolos tarafından idare edilen ticaret kolonisinin de ilk faaliyetleri bu tarihlere rastlar. Adil Bey’den sonra yerine “kötürüm” sıfatıyla tanınan oğlu Celaleddin Beyazit Bey geçmiştir.

H.787/1385 yılında ölen Kötürüm Beyazıt yerine İsfendiyar Bey geçti. Bu dönemden sonra Candaroğlu Beyliği hanedanı Kastamonu ve ’ta ayrı ayrı hüküm süren beyler olarak ikiye ayrılmıştır. ’ta hükümdarlık yapan beyler İsfendiyar Bey’den geldikleri için hanedanın koluna “İsfendiyaroğulları” denmiştir. Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlılara karşı Karamanoğulları’nın kurduğu ittifaka Kötürüm Beyazıt’ın oğlu Süleyman Bey de katılmıştır. Bunun üzerine Yıldırım Beyazıt Kastamonu’da hüküm süren Süleyman Bey’in üzerine yürüdü ve H.794/1392 yılında yapılan savaşta Süleyman Bey yenildi. Bu sırada Yıldırım Beyazıt ’u da kuşatmış ancak alamamıştır. Süleyman Bey’in ölümünden sonra ’tan ibaret olan Candaroğlu topraklarına İsfendiyar Bey hükümdar oldu. Yıldırım Beyazıt’ın 1402′de Ankara yenilgisinden sonra Candaroğulları’nın eski topraklarının yanı sıra Kastamonu, Çankırı ve Kalecik de Timur tarafından İsfendiyaroğlu yönetimine bırakıldı. I. Mehmet Devri’nde İsfendiyar Bey’in oğlu Kasım, Kastamonu ve çevresinin kendisine verilmesi için Osmanlı Padişahının yardımını istedi. İsfendiyar Bey ’a çekilerek topraklarını Osmanlılara bıraktı. I. Mehmet, bu toprakların yönetimini Kasım Bey’e verdi. II. Murat ise 1425 yılında İsfendiyar Bey’in oğulları ile kız kardeşlerini evlendirerek İsfendiyaroğlu mirası üzerinde kuvvetli haklar elde etti. Bu sırada İbrahim Bey ile Selçuk Hatun, Kasım Bey ile de Sultan Hatun evlenmişlerdir.

Mezar kitabesine göre H. 842/1439 yılında ölen İsfendiyar Bey’in yerine II. İbrahim Bey geçti. H.847/1443 yılına kadar tahtta kalan İbrahim Bey mezar kitabesine göre ’ta ölmüştür. Yerine geçen oğlu İsmail Bey İstanbul’un Osmanlılar tarafından muharasına ordu ile katılmak zorunda kalmıştır.

Özellikle ipek yolu üzerinde bulunan İsfendiyaroğulları ülkesini ele geçirmek ve böylece batı seferiyle uğraşırken tüm kuzey Anadolu’daki beylik ve devletleri fethetmek isteyen Fatih Sultan Mehmet’in ilk hedefi oldu. Fatih Sultan Mehmet Kastamonu’ya gelerek ordugahını kurdu ve Mahmut Paşa’yı ’a gönderdi. Bu sırada donanma da Limanı’na girdi. karadan ve denizden kuşatıldı. Mahmut Paşa İsmail Bey’e bir mektup göndererek kaleyi teslim ettiği takdirde kendisine Anadolu’da istediği yerin yurtluk olarak verileceğini bildirdi. Teklifi kabul eden İsmail Bey 1461 Mayıs ayında şehri Osmanlılara teslim etti. Daha sonra İsmail Bey’in Anadolu’da kalması mahsurlu görülerek Filibe’de dirlik verildi. İsmail Bey burada 1479 yılında öldü.

Candaroğlu Beyliği döneminden önemli bir belge, 1331-32 kışında I. Süleyman Bey’in hükümdarlığı sırasında büyük İslam seyyahı İbn-i Batutan’ın şehre geldiğinde aldığı gözlemlerdir. Burası kalabalık bir şehir olup, savunma bakımından iyi imkanlara sahiptir. Şehrin doğu tarafı hariç her tarafı denizle çevrilidir. Şehrin tek kapısı vardır o da doğudadır. Belde hakiminin izni olmadan kimse oradan içeri giremez. En çok üzüm ve incir yetişir. Camii en güzel camilerinden biridir. Candaroğlu idaresinde iken şehri gören Clavijo ve Pero Tafur’un verdikleri bilgiler genel mahiyette kalır.

Osmanlı Dönemi

Sinop Türk İdaresi Dönemi’un fethi ile İsfendiyar tersanesi de Osmanlılar’a geçti ve burası Gelibolu ile devletin başlıca üslerinden biri oldu. İdari bakımdan Kastamonu sancağına bağlanan , Kırım ve Karadeniz’e yapılan seferlerde üs hizmetini gördü. Osmanlı yönetiminde , XVI. Yüzyılda Celali ve Suhte ayaklanmaları sırasında zorluklarla karşılaştı. 1614′de Kazaklar ’a saldırdı. Karadeniz muhafızı İbrahim Paşa baskınla Kazaklar’ı bozguna uğrattı. ’a yönelik kazak saldırıları ancak IV. Murat döneminde durdurulabildi.

XVIII. Yüzyıl sonlarında Rusların Kırım’ı işgalleri sırasında ’ta tersanenin yoğun olarak gemi yapımında çalıştığını Osmanlı arşivlerinden öğrenmekteyiz. II. Mahmut devrinin ilk yıllarında tüm imparatorlukta olduğu gibi ayanların güçlenmesi nedeniyle ortaya çıkan isyanları devleti güçlükle önlediği anlaşılır. 1827 – 1828 Osmanlı-Rus savaşlarında kalesine asker gönderilmiş, ayanı Kavizade Hüseyin Bey kale muhafızı olarak atanmıştır. 1853 yılında Rus donanması tarafından yapılan baskını Osmanlı Devleti ve müttefikleri ile Rusya arasında Kırım savaşının başlamasına neden olmuş, bu da ’un gelişmesinde dönüm noktası olmuştur. baskını nedeniyle gerçekleşen Kırım savaşı sonrasında sancağına Kafkaslardan muhacir geldiği de bilinir. Bu savaştan sonra imzalanan Paris Anlaşmasına göre tarafsız bölge haline getirilen Karadeniz’de Osmanlı Devleti ve Rusya ne tersane ne de donanma bulundurmayacaklardı. İki devlette kıyılarda güvenliğin korunması gerekli olduğundan savaş gemilerinin sayısını aralarında özel bir anlaşmayla kararlaştıracaklardı. Bu anlaşmadan sonra ’ta ufak çapta da olsa tersane faaliyetinin olduğu anlaşılmaktadır.

Bu baskından ve savaştan sonra askeri bir tersane şehri olmaktan çıkan , II. Abdülhamit döneminde suçluların alıkonulduğu iç kaledeki hapishanesiyle ünlenmiştir. 93 Harbi sırasında Limanı’nın tahkim edildiği ve gece girişinin yasaklandığı bilinir.

Osmanlı Dönemi’nde ’ta Nüfus ve Ekonomik Yaşam

Şehrin Osmanlı sistemi içinde asıl önemi ticari ve askeri gemi yapımından ve kerestecilikten ileri gelmiştir. XVII. Yüzyıl ortalarında ’un kale içinde ve dışında 24 mahallesi vardı. Hıristiyan mahalleleri deniz kıyısında bulunurdu. Bir bölümü kale onarımıyla görevli olduklarından haraç vermezdi. 1582 de 3000-5000 arasında olduğu tahmin edilen kent nüfusu, 1783 de 15000 e kadar yükselmiştir.

kentinin ekonomik açıdan tarih boyunca ve özellikle XII. Yüzyılda zayıf olmasının başlıca nedeni bir liman kenti olan ’un arkasındaki yüksek dağ sıralarının karayolu ulaşımını engellemesi olmuştur. Kereste üretimi de orman tahribatı nedeniyle Ayancık’a kaymıştır. Ayrıca şehri tümüyle harap eden büyük yangınların şehrin gelişimini engellediği görülmüştür. Bu yangınlar içinde 1917 ve 1946 yangınları önemlidir.

Bir yorum yazabilir, sitenizden takip edebilir ya da RSS kaynağı ile yeni içerikleri takip edebilirsiniz.

Etiketler: ,

Yorum Yaz!

Lütfen aşağıdaki bilgileri eksiksiz doldurarak yorum gönderin...

Bu etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>